• Haziran Ayı Kahve Kulübü Toplu Alım Organizasyonu
    Sevgili Ziyaretçi Haziran ayı Kahve Kulübü ortak alım firması sizlerin oyları ile Niji Coffee seçildi. Bu konudan Mayıs ayı toplu alımı ile ilgili gelişmeleri öğrenebilirsin. Kahve Kulübü toplu alımı ve kulüp ile ilgili gelişmelerden, özel indirimlerden, yayınlardan hızlı bir şekilde haberdar olmak için buradan Whatsapp Kanalına katılmayı, Instagram ve Twitter adreslerinden bizi takip etmeyi unutmayın.
  • Telefon numaranızı paylaşmadan Kahve Kulübü duyurularından, güncel indirim ve kampanyalardan haberdar olmak istiyorsanız Bu Linke tıklayarak Kahve Kulübü Whatsapp Kanalını takip edebilirsiniz.

Son Tüketici Kahve Tadım Deneyimini Nasıl Aktarmalı ?

enkoppkaffe

Barista
Uzunca bir süredir kendi içimde düşündüğüm ama doğrusunu bulamadığım bir mevzu bu.

Sektör profesyonellerinin cupping yaparken, tadım notu belirlerken nasıl bir yol izledikleri üç aşağı beş yukarı belli. Türkiye'de bu konuda farklı bir noktada bulunan Null Cihan Bey bile bir yayında artık tadım notlarını yazarken sadeleşmeye gideceklerini, sektörde genel olarak bunun öğütlendiğini söylemişti. Yani bu işi profesyonel olarak yapan insanların yazılı olan/olmayan bir standardizayon çabası mevcut.

Peki son kullanıcılar olarak bizim de ortak bir dil geliştirmemiz gerekir mi?

Aramızda edebiyatçı olan ya da edebiyatla ilgilenen birisi varsa daha iyi bilecektir; edebi literatürde "aşırı betimleme" gibi bir kavram var mı? Yani bir noktadan sonra içinde bulunduğu cümleye zarar verecek seviyede çok betimleme, over-extraction gibi yani. Ya da tıptaki over-treatment gibi. Eğer böyle bir tanımlama varsa tam olarak söylemek istediğim şey bu. Çünkü içilen kahvelerin yorumlarını okurken bazen bu duyguya kapılıyorum. Çiçek bahçeleri, pekmezler, charlie'nin çikolata fabrikaları, çilek reçelleri, meyve şölenleri vs havada uçuşuyor. Kast edilen şeyi anlayabiliyorum ama buna rağmen zihnimde başka bir şey beliriyor ister istemez. Yani hakikaten gönderi sahibinin lıkır lıkır pekmez içtiğini fln zannediyorum anlık olarak, sonra kendime geliyorum. Ama bi gidip geliyorum yani :D

Geçtim naturelleri, yıkanmışları; infüze kahve içtiğimde bile böyle bir his oluşmuyor bende. Evet o çilek tadı, o damla sakızı vs anlık olarak geliyor ama boğazımdan geçerken beynimde çilek suyu içiyorum hissi oluşmuyor. Bu fark tam olarak nerden kaynaklanıyor sizce? Damak farklılıklarımızdan mı, demleme yeteneklerimizden mi, yoksa hislerimizi aktarma yöntemlerimizin farklılıklarından mı? Eğer sonuncusu gibiyse bunun bir limiti olmalı mı sizce? Yani "sanki çiçek bahçelerinde bir gezintiye çıktım" mı, "çiçeksi notalar mevcuttu" mu?

Normal şartlarda buna takılmamak gerektiğinin farkındayım ama bu forum da bir sosyal medya neticede, ve ister istemez gerçeklik ayarlarımızla oynanıyormuş gibi hissediyorum. Çiçek bahçelerinde gezen bir kullanıcının yorumuna bakıp o kahveyi alan ama beklediği sonucu alamayınca gereksiz çıkarımlarda bulunan kullanıcılar olduğunu düşünüyorum. Yani nasıl ki Null ya da bir başka kavurucu pakete yazdığı tadım notu üzerinden bir risk alıyorsa, olumlu ya da olumsuz geri bildirimler ile uğraşmak zorunda kalıyorsa, bizler de böyle bir sorumluluk hissetmeli miyiz? Belki bizim aşırı betimlemeler ile hypeladığımız kahveler bizim cebimize girdi sağlamıyor ama başkalarının cebine çıktı olarak yansıyor. Bir kavurucu kadar olmasa da bu ekonominin bir parçası olmuş oluyoruz haliyle.

Bu konuda sizlerin yorumu nedir? Buyrun sesli düşünelim.
 
benim genel görüşüm neden her kahvede ısrarla bir aroma bulma merakı yönünde. böyle bir mevzuat, yönetmelik, tebliğ falan mı var da çoğu kavurucu böyle yazıyor?

petra'yı bu açıdan da seviyorum. dengeli, tatlı, canlı, keskin, çayımsı yazıyor çoğu paketinde.

ama samii aricha'ya tadım notasında makademya fındığı yazmışlardı. ben de o zaman bi gidip gelmiştim mesela :D
 
Kahvenin insanlarda psikolojik etkileri de var, buna halüsinasyonlar da dahil, kahve içerken o anki ruhsal durumumuza bağlı olarak olmayan şeyleri de olmuş gibi hissedip aktarabiliyoruz, çünkü tadım notaları alabiliyorsak kendimizi başarılı görüyoruz yanılgısı var bizde, tadım notalarını alamayınca ya kendimizi ya da kavurucuyu suçluyoruz çoğunlukla.
 
Güzel konu. Benim de ara ara düşündüğüm ama çok da kafa yormadığım bir konuydu.

Bir iki defa daha bahsetmiştim, şahsi kırılma noktam, kafamda bazı şeylerin dank etmesi ise şu tadım notasını görünce oldu: Beyoğlu çikolatası... Çikolatayı geçtik, bir de semt belirtiyoruz. 😅 Null'un uçuk kaçık tadım notalarına aşinaydık zaten ama bunu görünce "höh artık" dedim ve bu durumun bir pazarlama stratejisi olduğuna kanaat getirdim. Null kahvelerini çok severim, o ayrı bir konu ama beklenti yükseltmeme konusunda bir öz uyanış yaşamıştım.

Geçtim naturelleri, yıkanmışları; infüze kahve içtiğimde bile böyle bir his oluşmuyor bende. Evet o çilek tadı, o damla sakızı vs anlık olarak geliyor ama boğazımdan geçerken beynimde çilek suyu içiyorum hissi oluşmuyor. Bu fark tam olarak nerden kaynaklanıyor sizce? Damak farklılıklarımızdan mı, demleme yeteneklerimizden mi, yoksa hislerimizi aktarma yöntemlerimizin farklılıklarından mı? Eğer sonuncusu gibiyse bunun bir limiti olmalı mı sizce? Yani "sanki çiçek bahçelerinde bir gezintiye çıktım" mı, "çiçeksi notalar mevcuttu" mu?

Tabii ki tat konusu çok daha derin bir konu ve benim gibi amatörlerin örneğin "ebegümeci" gibi spesifik çiçeksilikleri ayırma, anlama gibi bir durumu yok. Ben en fazla çiçeksi, floral falan diyebiliyorum. :D Ancak bazı çekirdekler gerçekten çok vurucu olabiliyor. Dediğiniz gibi baskın bir çilek tadı olabiliyor ama "çilek suyu" subjektif bir yorum ve bunu gerçekten çilek suyu gibi düşünmek doğru değil bence. Zira karışık meyve suyu içtiğimizde bile "ilk yudumda şeftali aromaları belirginken tam yutaktan geçerken ananasın tatlılığını hissediyorsunuz" tarzı yorumlar yapamıyoruz. :D Karışık meyve suyu işte, gözümüz kapalı içsek karışık olduğunu anlarız ama kaç tanesinin tadını ayırt edebiliriz? Bu da o yönde oturmuş bir "yorum geleneği" gibi geliyor bana. İnsanlar (bazen ben de dahil) beğendiği çekirdekleri, o anın da hazzıyla "meyve suyu", "meyve salatası" gibi betimleyebilir. Bunu taze sıkılmış karışık meyve suyu kıvamında algılamamak lazım diye düşünüyorum ben zira kahveden alacağımız maksimum meyvemsilik aşağı yukarı belli. O çerçevede düşünmek lazım. Bununla ilgil Hoffmann'ın da bir videosu vardı. Kahve paketlerindeki tadım notalarına bakarak nasıl bir profil beklediğini yorumluyordu. Olay aslında o... İşin içine bir de yudumlamadan önceki beklentilerimiz, ağzımızdaki bakterilerin durumu falan girince işler daha da karmaşıklaşabiliyor. Zaten tadım notalarının hepsini alabilseydik veya kahve gerçekten de öyle olsaydı daha neydi... :D Kahveyi doğru demleyebilmek için bile kırk tane parametreyle oynuyoruz ve paketten pakete bile değişiklik gösteren bir zıkkım bu. Binaenalaeyh son zamanlarda ben de beklentimi düşürdüm bu tadım notaları konusunda. Daha düz bakıyorum, önceki tecrübelerime göre beklentimi şekillendiriyorum.

Peki ben de bir soru sorayım: Sizce damağın kalibre olması gibi bir durum var mı? Yani uzun süre espresso içinde v60'ların çok yavan gelmesi ya da tam tersi gibi...
 
Güzel konu olmuş @enkoppkaffe teşekkürler.

Tadım notlarının bence tek bir amacı var. O da kahveyi karşısındaki insana tarif etmek, betimlemek. Tek başına "elma, kiraz, sütlü çikolata" bana pek bir şey ifade etmiyor. Belki kahvenin işlem metodunu da dikkate aldığımda bir tahmin yürütüyorum ama o da ters köşe yapabiliyor çoğu zaman.

Karşımdaki insan bana bir kahveyi tarif edeceğinde gövdesini, asiditesini, tatlılığını, bitişini tarif etmesini beklerim ki zihnimde bir şeyler canlansın. @enkoppkaffe pekmez örneğini vurgulamış ama pekmez bana çok şey anlatıyor mesela: şurupsu bir gövde ile yüksek bir tatlılık hissiyatını hatırlatıyor. Üzüm pekmezi mi, elma pekmezi mi vesaire o sonraki aşama bence. Bu bağlamda, zarif, dolgun, çaysı, şarapsı vs. tabirleri tekil meyve notalarindan daha önemli ve açıklayıcı buluyorum.

@sem in işaret ettiği gibi Petranın tadım notlarını başarılı buluyorum. Kahvelerini pek icmesem de pakete bakınca içinden ne çıkacağı konusunda epey fikir veriyor.
 
Tadım notası sallamayı seviyorum, zaten çok keyifli bir olan kahve demleme "journey"inin sonuçlanma noktası gibi. Ben kahve, şarap, viski olsun bunları hobi edinmiş insanların aralarında gizli bir anlaşma olduğunu düşünüyordum, abartıyoruz abi hadi o hafif çağrışımları TADIM NOTASI diye yorumluyoruz hadi hadi hadi, şeklinde.
 
Sadece aklımda fikir oluşsun diye kullanıyorum sayılır tadım notalarını artık. Tam olarak bahsedilen şeyin tadını almak gibi bir beklentim hemen hemen hiç olmadı diyebilirim. Bazen çok nokta atışı olabiliyor ama çok nadir(William - Alexis Jojoa'daki Yeni Dünya gibi). Daha çok guideline gibi kullanıyorum. Renklerle eşleştirince kafamda daha net oturuyor mesela tadım notasındansa ama benim kafamdaki turuncuyla başka birindeki de bambaşka olabiliyor. Bir takım tatlar biraz olsun yoğunsa vurgulamak için hafif abartıyorum işte meyve bombası, kıpkırmızı falan gibi o da aklımda yer edinen bi şeyse yerini kazımak için.
 
Genel olarak tadımla ilgili konu ve başlıklarda birçok defa benzer detaylara değinildi. Tadım notlarındaki tüketici açısından @Eluna ’nın da belirttiği gibi genel yönelimi anlamak yeterli. Tadımın ayrıntılı değerlendirmesini zaten her birey kendi damağı ölçüsünde yapacaktır. Bulmaca gibi, keyifli de bence. Ancak kahvenin genel itibariyle sunduğu tat yelpazesinin süslenmiş etiketten çok başka olması tüketicide elbette hayal kırıklığı yaşatacaktır. Bunu hem son tüketici, hem de senelerdir kahve kavuran biri olarak özellikle söylüyorum: Tadımdan kaynaklı hayal kırıklığı ve beklentiyle baş etmek zor. Bu nedenle nokta atışı şuna buna gerek yok. Ana fikir versin notlar, gerisini de tüketici kendi damak kültürü nazarında yorumlasın.

Bunu düşünürken şunu da hatırlatmam kaçınılmaz:

Aslında bunun standardı yok. Ve dünya çapında bir standarda oturtmak akıl işi de değil.

Dünya çapında birçok ülkede, birçok farklı şekilde kahveler yetiştiriliyor. Ağaçların bulunduğu konumlar, çevrelerindeki ekili biçili alanlar, çekirdeklerin toplanıp işleme süreçleri o kadar çok fazla ki, sıralamakla bitmez. Bir ara istatistiği üstüne çalışayım dedim. Bir noktadan sonra daha ilk ülkeden itibaren sayısız veri çıkıyor.

Kahve bu kadar farklı etkenlerle bir elde ediliyor.
Kavrulma stilleri başka mevzu. Ama daha kolay bir konu benim için.

Bir de tadımcıların yetiştiği ortam, kültürler, mutfaklar konusu var ki, tadım kavramının asıl anlam kazandığı yer tam olarak bu nokta.

Yani Colombia'da yetişmiş bir tadımcı ile Kenya'da yetişmiş bir tadımcı değerlendirme yaparken kendi damak alışkanlığının kaynağı olan kültüre göre yorumluyor. Çünkü tadımda benzetilen, çağrışım yapan nüanslar liste halinde sıralanıp da işte budur denilemiyor. Her tadımcı her ne kadar belli aralıklarla profesyonel tadım yapsa da, örneğin kırmızı tonlarda denebilecek tatları farklı ele alıyor, değerlendiriyor.

Bence doğru olan da bu. Tüm dünyada herkesin belli sınırlar içinde tadım değerlendirmesi yapmasını kahveyi basite indirgemek olarak görüyorum.

Örneğin bitter çikolata değerlendirmeleri. Hangi ülkenin bitter çikolatası, hangi ülkenin sütlü çikolatası? Kakao yetişen ülkelerde ortaya çıkan bitter tatlar, sütlü çikolata tatları çok farklı. Şimdi gelip de Meksikalı bir tadımcının belki de hiç tatmadığı Fildişi çikolatasına dair nüansları ele alması, değerlendirmesi gerçekçi olmayacaktır. Ancak aynı tadımcı bölge gereği Peru çikolatasının nüanslarını değerlendirmede kendisine kıstas aldığında daha doğru bir tadım protokolü işleyecektir.

gibi gibi gibi uzar konu. 🙂

Bir de biz bu kahve tadım işinin aşırıya kaçtığını bazen düşünsek de, aramızdaki şarap ve viski sever arkadaşların şarap/viski arayışında karşılaştığı tadım notları kahve konusundaki tadımlara baya baya rahmet okutur cinsten.
 
Son tüketici olarak nasıl aktarmalıyım? Aslında buna oldukça dikkat ediyor olduğumu farkettim. Çünkü buradaki yorumlarımızla insanların satın alımlarına etki ediyoruz.
Aroması benzer kahvelerin aroma yoğunluğu farklı olabiliyor. Aroması zayıf ya da hafif olanlara "zarif, damak yormayan, günün her saati içilebilecek" gibi şeyler yazıldığını gözlemliyorum, ne demek istediklerini az çok anlıyorum ve ben de buna uyuyorum. Fındık , fıstık, kakao da bir şeyler canlandırıyor.
Aromasını insanın gözüne gözüne sokan, oldukça karmaşık ve içimi "pis" kahveler de var. Bunlar da damak yoran, ağızda ve burunda cümbüş yaşatan, bazısında ek işlemler de yapılmış naturaller oluyor. Bu deneyimi yaşadığım son kahve de Ultra Frinsamanis... Son derece pis bir içimi var (ki bu pis içimi kötü anlamda yazmıyorum ama aranan temiz kahve bu değil, bu anlaşılsın istiyorum.) Frinsamanis'e şarapsı gövde ve kırmızı meyve hissiyatı açısından hafifçe benzeyen Sezy Finca Gabriela var, sağolsun bir alışveriş sonucu hediye olarak 50 gram kadar geldi. Muhteşem bir p/f kahvesi... Onunla ilgili yorum yapmamışım ama yapsaydım; "Tatlılığın ön planda olduğu, düşük asiditeye sahip, orta gövdeli, hafif kırmızı orman meyve hissiyatında içimi yumuşak ve lıkır lıkır giden bir çekirdek." derdim. Bu kahveleri deneyenler varsa yanlışlarım konusunda konuşabiliriz, ya da yazdıklarımın kafasını karıştırdığı arkadaşlar varsa onlar da geribildirim versin de kendimize çeki düzen verelim. :)
 
Bir yandan da,

Kahve tüketiminin çokça arttığı dönemlerde, damak o tadım notlarını direkt abartılı halleriyle alabiliyor. Makaronlar, Alman pastaları, çilekli turtalar havada uçuşuyor.

Bazı espressolar da o abartılı tatları direkt veriyor.

İlk olasılıkta, otobana dönmüş bir damak var; küçük farklılıkları büyük algılıyor.
İkinci olasılıkta, büyük işçilik var.

Bunlar dışında, notaları abartmak seviliyor sanırım.
 
Güzel konu, söylediklerinize katılıyorum @enkoppkaffe ve bu mübala yüzünden aslında denesem almayacağım birçok kahveyi almışlığım oldu. Bu sebeple başkasına aktarırken betimlemelerimize deikkat etmemiz gerekiyor.

Bu mübala aslında hemen her camiada var. İnsanlar karşısındakileri ikna edebilmek için aslında malı abartmak istemeseler de kullandıkları kelimeler abartılı oluyor. "Abi malzeme yılan yılan!" , "Abi malzeme ateş ediyor" , "Akıyor mübarek" , "Seni paramparça ederim" Aslında kendi içinde de paramparça yapmak istediği falan yok. Ama bana inan, seni temin ederim ki sonuçlardan hoşlanmayacaksın demeye çalışıyor. İşte bunu karşımızdakini ikna etmek için yapıyoruz. Niyeyse böyle bir betimleme kültürü oluştu.
 
Güzel konu, söylediklerinize katılıyorum @enkoppkaffe ve bu mübala yüzünden aslında denesem almayacağım birçok kahveyi almışlığım oldu. Bu sebeple başkasına aktarırken betimlemelerimize deikkat etmemiz gerekiyor.

Bu mübala aslında hemen her camiada var. İnsanlar karşısındakileri ikna edebilmek için aslında malı abartmak istemeseler de kullandıkları kelimeler abartılı oluyor. "Abi malzeme yılan yılan!" , "Abi malzeme ateş ediyor" , "Akıyor mübarek" , "Seni paramparça ederim" Aslında kendi içinde de paramparça yapmak istediği falan yok. Ama bana inan, seni temin ederim ki sonuçlardan hoşlanmayacaksın demeye çalışıyor. İşte bunu karşımızdakini ikna etmek için yapıyoruz. Niyeyse böyle bir betimleme kültürü oluştu.
Aslında benim bu konuyu dile getirmemin tek nedeni de bu bahsettiğiniz durum.

Normal şartlarda insanların duygu ve düşüncelerini dile getirirken kalıpların dışına çıkması, benzetmeler ya da betimlemeler kullanması bir kalite göstergesi ve bu tarz gönderileri okumak benim de çok hoşuma gidiyor. Zaten sanatçıları diğer insanlardan ayıran özellik de bu olsa gerek, aynı şeye bakıp bizden farklı yorumluyor olmaları.

Fakat kahve konusunda işler biraz değişiyor maalesef. Bir şairin bahar rüzgarında meşe dallarının hışırtıları arasında gözlerini kapatıp düşüncelere dalmasını okuyunca dışarı çıkıp meşe ağacı aramıyoruz ama kullanıcıların kahve betimlemelerini okumak ister istemez satın alma dürtülerimizi etkiliyor gibi.

Bu arada yine söylüyorum, bu konuda net bir fikrim yok benim. Yani bu betimlemelerin kökten yanlış bir şey olduğunu fln düşünmüyorum. Sırf ben kendime hakim olamıyorum diye neden insanlar duygularını incelikten yoksun şekilde ifade etsin ki sonuçta? "kahve içtim, güzeldi, 7/10" denilince daha mı keyifli hale gelecek bu hobi? Ama artıları ve eksileri olan bir mevzuda, konuşup farklı fikirleri duymak güzel olur diye şey ettim
 
Bence SCA bile bu konuda sadeleşmeye gidiyor, tadım çarkının ilk çemberi (meyvemsi, çiçeksi, tatlı, kabuklu yemiş/kakao, baharat, kavrulmuş, yeşil/bitkisel, ekşi/fermente, diğer olarak 9 kategori) belki ikinci çemberinden (28 kategori, çok uzun geldi yazmak) tat profili seçmeye gidiyor. Daha önceleri çok daha fazla alt başlık vardı. Ama biz armut detayına kadar iniyoruz, yetmiyor deveci armudu gibi sallama tabirler ile anlatarak hem kendimizi elitist gösterme çabasına, hem de yaptığımız şeye fazla anlam yüklediğimizi belli etmeye çalışıyoruz. Bazı tatların farkını gerçekten anlamak çok zorken ömrü boyunca sigara/tütün/pipo/puro tüketmiş insanları referans alıyoruz. Böyle yaklaşmak diğer insanlara da böyle yaklaşmayı getiriyor.

İşin ilginci kendi dünyasında istediklerini söylesin bu insanlar çok bir şey ifade etmiyor, gayet de güzel bir şey. Benim alamadığım/anlayamadığım/öyle betimlemeyi tercih etmediğim şekilde tat alabiliyorlar, daha çok sevebiliyorlar belki. Ama bu benim tükettiğim paketin üzerine yazıyı yazan insanlar tarafından yapılınca tüketici olarak ya sadece hayal kırıklığı ya da sadece "Ben buna layık değil miyim" acabası oluşturuyor.

Bu ayrıca bir pazarlama alanı. Üniversitedeyken projesini 'orayı öyle burayı da şöyle yaparım' diye herhangi bir temele oturmadan ilerleyen arkadaşlarım aynı projeyi finalde anlatırken " şöyle bir atıf yaptım, şuradan esinlendim zart zurt" şeklinde altını dolduruyorlardı. İşe de yarıyordu sonuçta. Bu da aynı şey, oraya kerkenez otunun bahar kokusu yazınca birey ürününü, kendisini yüksek bir konuma atfediyor. Alıp hiçbir şekilde adam edilemeyen kahveye demleyicisi de "Beceremedim ya da doğru metodla yapmadım" deme yolunu açıyor. Bu mevzuda da reçete yazmamak ayrı bir ucuzluğa kaçmaktır. Trilyon tane parametre varken onlardan 3-5 ini elesen zaten biz yine başka şeylere çamur atabiliriz, işine gelmiyor üreticinin.

Abartı uzun oldu ama özet geçeyim: birçok tat profili daha basit kelimelerle herkesin anlayabileceği şekilde anlatılabilir, bu şekilde betimleme üreticinin high horse unu elinde tutmasına, aynı ata çıkmaya çalışan tüketicinin de çoğu zamam düşmesine sebep oluyor.
 
Geri
Üst